Alışveriş Sepeti
Okuduğunuz makale ile ilgili aklınıza takılan sorular için uzman kadromuz hizmetinizde.

Sorunuzu sorun, uzman kadromuz sorunuzun cevabını hemen e-posta adresinize göndersin.
Uzmana Sor
Hastalığınız ile ilgili sormak istediğiniz soruyu tıbbi ve aromatik bitkiler uzmanlarımıza buradan sorabilirsiniz.

Sorduğunuz sorunun cevabını uzmanlarımız en kısa sürede size dönerek cevaplayacaktır.
Uzmana Sor
Hastalıklara Karşı Alınacak Önlemler
Hastalıklara Karşı Alınacak Önlemler
Hastalığınız İle İlgili Uzmanımıza Soru Sormak İçin Tıklayın
Hastalıklara Karşı Alınacak Önlemler :

SIK SORULAN SORULAR  VE CEVAPLARI



SORU:

“37 yaşında bir erkeğim. Birkaç kilo fazlam var ve günde 10 tane kadar sigara içiyorum. Çok hareketli yaşamıyorum, muhasebeciyim, masa başında çalışıyorum. Evliyim ve 4 yaşında bir kızım var. Ailemdeki erkeklerde sık görülen bir gizli kalp hastalığı var. Babam ve amcam hiçbir şikâyetleri yokken, genç yaşta geçirdikleri ilk kalp krizlerinde öldüler, ikisi de 55 yaşını göremedi. Ben kızımın büyüdüğünü görmek istiyorum, kendimi korumak için ne yapmalıyım?”

CEVAP: Kalp ve damar hastalıkları çoğu zaman belirti verse de, kimi zaman hiç belirti vermeden ani ölümlere yol açabilir. Eğer ailenizde kalp hastalığı öyküsü varsa korunmanız gerekir.Öncelikle, sigarayı bırakın. Yanınızda bile içilmesine izin vermeyin. Pasif içicilerin sigara içenler kadar risk altında olduğu gösterildi.Fazla kilolarınızı verin, ancak hızlı bir şekilde değil. Dengeli ve sağlıklı diyetlerle, doktor kontrolünde ve yavaşça kilo vermelisiniz. Dengesiz diyetler uygulayarak kısa sürede hızla kilo kaybetmek kalp krizinden ölüm oranlarını artırıyor.Bir an önce egzersiz yapmaya başlayın. Haftada en az 3 gün ve günde en az lsaat egzersiz yapın. Ağırlık kaldırmak vb egzersizleri tavsiye etmiyorum, haftada bir halı sahada maç yapmak da tavsiye etmediklerim arasında. En kolay ve en etkili egzersiz yürüyüştür. Her yerde, her zaman yürüyebilirsiniz.

Önce kısa yürüyüşlerle başlayın, her hafta 5 dakika artırarak 1 saatlik yürüyüşlere kadar uzatın. Spor salonlarına kapanmak yerine açık havada yürümenizi tavsiye ediyorum. En çok keyif aldığınız güzergâhlarda yürüyün, sahilde, doğada, sevdiğiniz caddede...Günlük hayatınızı hareketli hale getirin. Yürüyebileceğiniz her yere yürüyerek gidin, asansör yerine merdiven kullanın, her türlü egzersiz imkânını değerlendirin.Kolesterol yüksekliği kalp hastalığı riski açısından anlamlı görünüyor. Ancak tek risk faktörü değil. Kolesterol düşürücü ilaçları hastalarıma mecbur kalmadıkça önermiyorum. Bu tarz ilaçların çok ciddi yan etkileri var. Kalp hastalığı riskini azaltacağım diye hastaları başka yan etkilere maruz bırakmak anlamlı değil.

Bunun yerine beslenmeyi düzenlemek, fazla kiloları vermek, sigarayı bırakmak ve düzenli egzersiz yapmak çok daha önemli.Margarinleri ve trans yağları evinizden içeri sokmayın Yağ olarak sadece saf sızma zeytinyağını kullanın, onu da günde 3 yemek kaşığından fazla tüketmeyin.Rafine tuzu hayatınızdan çıkarın. Kristal kaya tuzu veya artık marketlerde bile satışı yapılan potasyum tuzlarını tercih edebilirsiniz. Potasyum içeren kayısı, muz gibi besinleri bolca tüketin.Şekeri hayatınızdan çıkarın. Şeker zehirdir, damar harabiyetine yol açar.Bol sebze tüketin. Kırmızı eti haftada iki seferden fazla tüketmeyin.Yeterli miktarda su için. Kriteriniz idrar renginiz olmalı.

Eğer idrarınız su rengi ise, yeterince su içiyorsunuz demektir. Koyu renk ise, daha çok su içmelisiniz.Her gün en az bir porsiyon mor meyve tüketin.Her gün 1 yemek kaşığı ketentohumu tüketin. Ketentohumunu öğütülmüş almayın, kendiniz öğütüp hemen tüketin.Her gün 1.000 mg Omega-3 takviyesi alın. Kalp damar hastalığı riskini azaltacaktır.Her gün likopen takviyesi alın. Likopen, domatesin içinde bulunan bir maddedir. Cambridge Üniversitesinde yapılan bir çalışmada, likopenin kalp krizi ve inme riskini azalttığı gösterildi.Hiçbir şikâyetiniz olmasa bile, en azından senede bir kere doktor kontrolüne gidin ve doktorunuzun tavsiyelerine uyun.Ve son olarak, stresten uzak yaşayın. Sevdiklerinizle beraber huzurlu ve sevgi dolu bir yaşam sürmeye gayret gösterin. Stres ve mutsuzluk kalp hastalığı riskini artırıyor.Size kızınız ve eşiniz ile beraber uzun bir ömür diliyorum.

Kalp ve damar hastalıklarından korunmak için çay


• 1 tatlı kaşığı alıç
• 1 tatlı kaşığı yeşil çay
• 1 tatlı kaşığı kuşburnu
• 1 tatlı kaşığı zeytin yaprağı
• 250 cc kaynar su
Bitkileri cam veya porselen bir demliğe koyun, üzerine kaynar su ekleyipağzını kapatarak demlenmesi için 5-10 dakika bekletin. Sakın kaynatmayın. Her gün 3- 4 fincan içebilirsiniz.

Dikkat:Eğer yüksek tansiyon hastası iseniz, yeşil çay kullanmayınız. Tansiyonunuzu yükseltebilir ve çarpıntı yapabilir!

SORU: “19 yaşında bir genç kızım. Üniversite 2. sınıfta okuyorum. İlk defa 12 yaşında âdet gördüm ve o günden bu yana her ay âdet dönemim kâbus gibi geçiyor. Âdet görmeden 3-4 gün önce şikâyetlerim başlıyor. Şiddetli bir karın ağrısı ve gerginlik hali yaşıyorum. Tüm vücudumun balon gibi şiştiğini hissediyorum ve aşırı sinirli oluyorum. Yaptığım hiçbir işe konsantre olamıyorum, etrafımdaki insanlarla sürekli kavga ediyorum. Sınavlarım âdet haftalarıma denk gelmesin diye dua ediyorum. Tüm bunlar her ay tekrarlanıyor. Hayatım boyunca bunları tekrar tekrar yaşayacağımı düşününce perişan oluyorum. Bunun bir çaresi yok mu? Artık bıktım, lütfen bana yardım edin.”

CEVAP: Premenstrüel sendrom (PMS/Adet Öncesi Sendrom) denilen âdet öncesi şikâyetler dizisi genç kadınların neredeyse yarısı tarafından yaşanır. Her kadında şiddeti farklı olmakla birlikte, kimi hastalar gerçekten de bu kadar şiddetli sıkıntılar yaşayabilirler.Premenstrüel sendromu bu kadar şiddetli yaşayan kadınlarda tiroit bezinin az çalıştığından şüpheleniriz (hipotiroidi). Teşhisi çok basittir, sadece bir kan tahlili ile teşhis koyabiliriz. Tahlilde tiroit hormonlarının seviyesine bakmak yeterli değildir, otoimmün tiroid hastalıkları için antikorlara da bakmak gerekir.

Size tavsiyem, öncelikle doktorunuza başvurarak tiroit testlerinizi yaptırmanız. Eğer hipotiroidi hastalığı tespit edilirse, tedavi edildiği zaman âdet dönemindeki şikâyetleriniz de düzelecektir. Ayrıca cinsiyet hormonlarınızın da seviyelerine bakmak gerekir. Eğer herhangi bir hormonal dengesizlik varsa, tedavi edilmediği sürece şikâyetleriniz düzelmez.Bu dönemde vücut su tutmaya başlar ve ödem oluşur. Bunu engellemek için âdet döneminden 1 hafta önce tuz almayı bırakın ve maden suyu veya soda tarzı içeceklerden uzak durun, daha az şiştiğinizi göreceksiniz.Beslenmenizde sebzelere ağırlık verin. Özellikle kereviz ve havuç gibi sebzeler ödemin çözülmesine yardımcı olacaktır.

Et ve hayvansal protein içeren besinler almayın.Ketentohumu ve maydanoz gibi bitkisel östrojen içeren besinler tüketin.Şeker yemeyin.Âdet dönemini rahat geçirebilmek için, hayatınızın her döneminde düzenli egzersiz yapın. Spor yapmak endorfınleri salgılatır. Endorfinler, vücutta salgılanan ağrı kesicilerdir, insana mutluluk verir ve stresten korur.Huzursuzluk hissi, gerginlik ve sinirlilik hali için uyarıcı içeceklerden kaçının: Çay ve kahveyi azaltın. Bunların yerine adaçayı ve sakinleştirici papatya, melisa gibi bitki çaylarını tercih edin.Kalsiyum takviyeleri almak premenstrüel sendrom (PMS) şikâyetlerini azaltıyor.Ayrıca Everıing primrose ve hayıtotu (Vitex agnus castus) premenstrüel sendrom tedavisinde son derece etkili bitkilerdir.B6 vitamini, E vitamini, çinko ve magnezyum takviyeleri almak, şikâyetlerinizin azalmasına yardımcı olacaktır. Tüm bu takviyeler için doktorunuza başvurunuz. Sınavlarınızda başarılar diliyorum.

Premenstrüel sendrom (âdet öncesi sendrom) çayı

• 1 çubuk meyankökü

• 1 tatlı kaşığı adaçayı

• 1 tatlı kaşığı papatya

• 250 cc kaynar su

Bitkileri cam veya porselen bir demliğe koyun, üzerine kaynar su ekleyip ağzını kapatarak demlenmesi için 5-10 dakika bekletin. Sakın kaynatmayın.Adet döneminde ve öncesinde her gün 3- 4 fincan içebilirsiniz.

SORU: “43 yaşındayım ve iki çocuk annesiyim. Bugüne kadar önemli bir sağlık problemi yaşamadım. Hamileliklerim normal geçti. Son hamileliğimde aldığım kiloları bir türlü veremediğim için doktoruma başvurdum. Doktorum beni bir diyet programına aldı. Programın başında bazı kan tahlilleri ve tiroit ultrasonu istedi. Tiroit ultrasonunda 2 tane nodül görüldü. Doktorum kan tahlilinde tiroit hormonları normal olduğu için herhangi bir tedavi başlamaya gerek olmadığını, takip etmenin yeterli olacağını söyledi. Fakat ben tedirginim. Tiroidimde nodül olduğunu bile bile hiçbir şey yapmamak beni rahatsız ediyor. Kötü bir hastalığa çevirmesinden korkuyorum. Bu no- düller benim sağlığımı etkiler mi? Ben ne yapabilirim?”

CEVAP:Tiroitte görülebilen nodüller, her zaman tiroit bezinin fonksiyonunu etkilemez. Çoğu zaman tiroit fonksiyonları etkilenmemiştir, tiroit bezi normal çalışmasına devam ediyordur. Tiroidin fonksiyonlarını etkilemeyen bu nodüllere ‘soğuk nodül’ adını veriyoruz.Anlaşılan sizin sahip olduğunuz nodüller de soğuk nodül, tiroit bezinin çalışmasını etkilememiş ve meslektaşım herhangi bir tedaviye gerek görmemiş.Öncelikle kaygılarınızı giderip sizi rahatlatayım. Her tiroit nodülü kötü bir hastalığa dönmez. Tam tersine, tiroit nodüllerinin kötü hastalığa dönme ihtimali çok düşüktür.

Tüm tiroit nodüllerinin sadece yüzde 5’inden daha azı kansere dönüşebilir. Yani nodüllerin yüzde 95’i iyi huyludur. Kötü bir hastalığa dönüşmesinden korkmanıza gerek yok, rahatlayın.Tiroit bezinin çalışmasını etkilemeyen ve kanser şüphesi taşımayan sizin sahip olduğunuz tarzdaki soğuk nodüllerde, ben hastalarımı düzenli kontrollere çağırıp takip ediyorum. Size de doktor kontrollerinizi ihmal etmemenizi tavsiye ediyorum.Kilolarınızı vermek için çaba harcamanızı ve bu amaçla bir doktor kontrolünde diyet programına girmenizi takdir ediyorum. Bu sayede haberiniz olmayan tiroit nodüllerinize teşhis konulmuş, gereken takipler planlanmış. Tüm kilo verme programları doktor kontrolünde yapılmalıdır.Peki, bunların haricinde ne yapılabilir?Tiroit hastalıklarında iyot eksikliği son derece önemlidir. Düzenli ve yeterli iyot kullanmanızda fayda var.İyot içeren besinleri bu kitabın ‘Vitamin ve Mineraller’ bölümünde anlattım.

Deniz ürünlerinde, sebzelerde ve soğanda iyot mevcut, bol bol tüketebilirsiniz. Özellikle dereotunu her gün sofranızdan eksik etmeyin.Tiroit nodüllerinde, selenyum minerali kullanımını her zaman tavsiye ediyorum. Selenyum vücut fonksiyonlarımız için çok önemli bir mineral. Selenyumun gücünü artırmak için E vitamini ile beraber kullanmanız gerekir. Ayrıca, doğal selenyum kaynakları olarak soğan ve sarımsak tüketmek de faydalı olacaktır.Çinko, tiroit için çok önemli bir mineraldir. Tiroit bezi, hormon üretimi için çinkoya ihtiyaç duyar. Sağlıklı tiroit çalışması için C vitamini ile beraber çinko takviyesi almanızı öneriyorum.Her ne kadar soğuk tiroit nodüllerinin kansere dönüşme ihtimali çok düşükse de, yine de korunmakta fayda var. Kanser engelleyici etkisi olduğu için her gün Omega-3 takviyesi almanızı öneriyorum.

Kullanacağınız Omega-3 un dozu ve seçimi konusunda doktorunuza başvurmanız gerekecek. Piyasada bulunan Omega-3 takviyelerinin çoğu istenilen kalitede değil maalesef. İnsan vücudunda faydalı olabilmesi için, içindeki EPA ve DHA yağ asitleri oranının 3/2 olması gerek. Bu orana bağlı kalarak rakam ne kadar yükselirse, Omega-3 un vücuttaki biyoyarar- lanımı o kadar artıyor. Omega-3 takviyeleri, kilo vermenizi de kolaylaştıracaktır.Tiroit nodüllerinden korkmayın. Doktor kontrollerinizi ihmal etmeyin, beslenmenize dikkat edin, takviyelerinizi düzenli almayı unutmayın. Kötü bir hastalığa dönüşür korkusunu kafanızdan atın, kaygıyla yaşamak sağlığınızı ve huzurunuzu bozar. Çocuklarınızla beraber uzun bir ömür yaşayacaksınız.

SORU: “34 yaşındayım. Ailemde meme kanseri çok sık görülüyor. Annemi ve teyzemi meme kanserinden kaybettik. Teyzemin kızı benden 16 yaş büyük, geçen sene meme kanseri teşhisi konuldu. Ben ve ailemdeki tüm kadınlar meme kanseri korkusuyla yaşıyoruz. Meme kanserinden korunmak için ne yapabiliriz?”

CEVAP: Başınız sağ olsun, kayıplarınız için çok üzüldüm.Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser tipidir. Son rakamlara göre, neredeyse her 10 kadından biri meme kanserine yakalanıyor. Ailesinde meme kanseri olanlarda meme kanseri olma riski artıyor, korkmakta haklısınız.Ama çaresiz değilsiniz, meme kanseri olmak kaderiniz değil. Birtakım tedbirler alarak bu riski azaltabilirsiniz. Öncelikle kendi kendinizi muayene etmeyi öğrenin. Memelerinizi düzenli aralıklarla muayene edin. Herhangi bir kitleden şüphelenirseniz hemen doktorunuza başvurun.İkinci olarak, senede bir kere herhangi bir şikâyetiniz olmasa bile doktorunuza başvurarak meme muayenesi yaptırın. Ailesinde meme kanseri olan tüm kadınlara tavsiye ediyorum bunu.Çocuk doğurmayan ve emzirmeyen kadınlarda meme kanseri daha sık görülüyor.

Çocuk doğurun ve çocuğunuzu emzirebildiğiniz kadar emzirin. Emzirmek sadece çocuğunuzun sağlığını korumaz, sizi de meme kanserinden korur.Menopoz sonrası şikâyetlerini gidermek için kullanılan hormon tedavileri meme kanseri riskini artırıyor. Menopoz sonrasında hormon tedavileri kullanmayın! Eğer çok fazla menopoz şikâyeti yaşıyorsanız, bununla ilgili bitkisel çözümler var, fitoterapi uzmanı bir doktora başvurun.Radyasyona maruz kalmak meme kanseri riskini artırıyor. Sizin ailenizde meme kanseri öyküsü olduğu için radyasyon almanıza sebep olacak görüntüleme yöntemlerinden ve tedavilerden özellikle kaçınmanızı öneriyorum.Obezite meme kanseri riskini artırır. Fazla kilolarınızı verin ve normal kiloda kalabilmek için beslenmenize dikkat edin, hareketli yaşayın, egzersizi ihmal etmeyin. Meme kanseri açısından bilinen en yüksek risk alkol kullanımıdır. Alkolden uzak durun, hayatınızdan çıkarın.Gelelim beslenmeyle ilgili önerilere... Beta-karoten meme kanserine karşı koruyor.

Beta-karoten açısından zengin yiyecekleri bol bol tüketin. Karalaha- na, havuç, balkabağı, şeftali ve bildiğiniz tüm turuncu ve kırmızı sebze meyveler sizi meme kanserinden koruyucu etkiye sahip. Yiyebildiğiniz kadar yiyin.Omega-3 meme kanserinden koruyor. Omega-3 açısından zengin olan ke- tentohumu, ceviz, semizotu ve balıkları her zaman sofranızda bulundurun. Sizin ailenizde meme kanseri sık görüldüğü için, sadece gıda olarak almanız yetmez,ayrıca size günde 1.000 mg Omega-3 takviyesi almanızı tavsiye ediyorum.Brokolide bulunan ‘sülforafan ve ‘indol’ bileşikleri meme kanserine karşı koruyor. Bol bol brokoli, brüksellahanası ve lahana türleri yemenizi tavsiye ediyorum.

Soyafasulyesi de meme kanserine karşı koruyor. Bolca soya tüketen Uzakdoğu toplumlarında meme kanseri daha az görülüyor. Fırsat buldukça soya tüketin. Tabii ki GDO’suz soya olması koşuluyla!C vitamini kansere karşı koruyucu etkiye sahip. Meme kanserinden korunmak için C vitamini takviyesi almanızı tavsiye ediyorum.Selenyum meme kanserine karşı da koruyor. Mutlaka E vitamini ile beraber kullanmalısınız, daha güçlü koruyacaktır.Sadece beslenmenize dikkat ederek meme kanserinden korunamazsınız. Ama bu yazdığımız önerilere dikkat ederek ve doktor kontrollerinizi aksatmayarak riski çok aşağılara çekebilirsiniz.

SORU: “7 yaşında bir kızım var. Bu sene ilkokul 1. sınıfa gidiyor. Okullar açıldı açılalı hastalıktan kurtulamıyor. Sürekli burnu akıyor ve öksürüyor. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için ne yapmalıyım?”

CEVAP: Okul çağı, gözünüzden sakınarak büyüttüğünüz çocuğunuzun kalabalık sınıflara girmesiyle, bol bol mikropla karşılaştığı dönemdir. Eğer biraz da beslenme problemi varsa ve bağışıklık sistemi zayıflamışsa, yakası hastalıktan kurtulmaz artık.Çocuğunuzun mikroplarla karşılaşıp hastalanmasından korkmayın. Bağışıklık sisteminin mikropları tanıyarak savunma geliştirebilmesi için bu gerekli. Önemli olan, bağışıklık sisteminin dengeli çalışmasını sağlamak, o zaman hastalıklardan korkmanıza gerek kalmayacak.

Bağışıklık sisteminin desteklenmesinin ilk kuralı, probiyotik bakterileri takviye etmektir. Probiyotikler, bizim bağırsaklarımızda bulunan faydalı bakteriler. Bağışıklık sisteminin ilk savunma duvarını probiyotikler oluşturur. Eğer probiyotiklerinizin yapısında bozulma varsa, bağışıklık sisteminiz zayıflar, sık sık hasta olursunuz. Sağlıklı ve güçlü probiyotik bakteri yapısının üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu olduğu gösterildi. Probiyo- tiklerinizi desteklemeniz son derece önemli.Probiyotik takviyeleri için doktorunuza başvurabilirsiniz.

Kızınız için uygun probiyotik takviyesini yazacaktır. Burada en önemli konu, kullanacağınız probiyotik takviyelerinin bağırsakta çözünen kapsül formunda olmasıdır. Eğer bağırsakta değil midede çözünüyorsa, aldığınız probiyotik bakterilerin çoğu mide asidinde ölür ve vücudunuza hiçbir fayda sağlamaz.Probiyotikleri desteklemek için probiyotik yoğurdunuzu evde yapın ve turşu kurun. Çocuğunuza ev yoğurdu ve turşusunu sevdirin. Probiyotik yoğurt yapımı için bu kitabın 1. Bölümündeki tarifimizi kullanabilirsiniz.Omega-3 bağışıklık sistemini destekliyor. Önemli nokta, kullandığınız Omega-3 takviyesindeki EPA/DHA oranının 3/2 oranında olması. Kızınız için günde 500 mg Omega-3 yeterlidir. Uygun Omega-3 için doktorunuza başvurunuz.Arıların ürettiği ‘propolis’ bağışıklık sistemini destekliyor. Kızınız için pro- polis takviyeleri de kullanabilirsiniz.

C vitamini enfeksiyonlara karşı vücut direncini artırıyor. Her gün 1 portakal veya C vitamininden zengin olan soğan, yeşil sebzeler gibi besinler çocuğunuzun bağışıklık sistemini destekler.Dengesiz beslenme, bağışıklık sistemini zayıflatan en önemli faktör. Çocuğunuzun beslenmesine özen gösterin. Öğün atlamamasını sağlayın. Her gün protein alması ve mevsimsel sebze meyve ağırlıklı beslenmesi gerekiyor.Çocuklarda sebze yemeye karşı bir isteksizlik oluyor. Bunu aşmak için sakın ısrarcı olmayın.

Yemekle ilgili ödül ve ceza vermeyin. Ama ara öğünlerde abur cubur atıştırmasına da izin vermeyin. Sadece yemekte ne varsa onu yiyeceğini bilmeli. Yemeklerini çocuğunuzun seveceği şekilde, renkli ve süslü bir tarzda servis edin. Tabak çocuğunuz için cazip olsun. Unutmayın, bebekliğinden itibaren nasıl bir beslenme alışkanlığı verirseniz, öyle gider. Anne baba olarak çocuğunuza örnek olmalısınız. Çocuğunuzun nasıl beslenmesini istiyorsanız, siz de öyle beslenmelisiniz. Fast food yiyen bir anne babanın çocuğu sebze âşığı olamaz.

Tüm besinleri mevsiminde yedirin. Yazın domates, kışın portakal yiyin. Eğer çocuğunuzu mevsimi dışında besinlerle beslerseniz, çocuğunuzun ileride kanser olmasına sebep olursunuz. Kışın domates, salatalık satın almayın.Çocuğunuza işlenmiş gıda yedirmeyin. İşlenmiş gıdalar probiyotiklerin yapısına zarar veriyor. Bağışıklık sistemini olumsuz etkiliyor. Doğal gıdalardan şaşmayın. Bulabiliyorsanız, organik gıda satın alın. GDO’lu gıdaları evinize sokmayın. Şeker, şekerli gıdalar ve asitli içecekler bağışıklık sistemine zarar veriyor. Şeker zehirdir, çocuğunuza yedirmeyin.Bağışıklık sistemini dengelemek ve hastalıkları kolay atlatmasını sağlamak için aşağıda tarifini verdiğim çayı içirmenizi tavsiye ediyorum.

Soğuk algınlığı için çay
• 1 tatlı kaşığı adaçayı
• 1 tatlı kaşığı kuşburnu
• 1 tatlı kaşığı ıhlamur
• 250 cc kaynar su

Bitkileri cam veya porselen bir demliğe koyun, üzerine kaynar su ekleyip ağzını kapatarak demlenmesi için 5-10 dakika bekletin. Sakın kaynatmayın. Günde 3-4 bardak içirebilirsiniz. Kızınıza sağlıklı ve başarılı bir öğrenim hayatı diliyorum.

SORU: “49 yaşında bir kadınım. Menopoza giren arkadaşlarımın yaşadığı sıcak basmalarını gördükçe kaygılanıyorum. Sıcak basmalarından ve kemik erimesinden korunmak için ne yapmalıyım?”

CEVAP: Menopoz, doğal bir süreçtir. Kadınların âdetten kesildiği döneme menopoz adı verilir. Bu dönemde, yumurtalıklarda bulunan yumurtalar tükenmiş ve doğurganlık dönemi sona ermiştir. Buna bağlı olarak ostrojen ve ‘progesteron adı verilen kadınlık hormonlarında azalma meydana gelir.Menopozun başlangıç dönemlerinde menopoz sonrası şikâyetleri denilen birtakım problemler oluşur. En sık görülen şikâyetler sıcak basması, gerginlik ve sinirlilik hali, baş ağrıları, ani terlemeler, unutkanlık, konsantrasyon eksikliği ve sık görülen idrar yolu iltihaplarıdır.

Menopoz şikâyetleri, menopoza giren kadınların tümünde meydana gelmez. Bazı kadınlar çok şiddetli yaşadığı gibi, bazı kadınlar da bu dönemi çok daha hafif atlatırlar. Yapılan çalışmalar, Batı toplumlarında menopoz şikâyetleri çok şiddetli yaşanırken, özellikle Uzakdoğu ve Asya toplumlarındaki kadınlarda menopoz şikâyetlerinin son derece az görüldüğünü göstermiştir.Özellikle Çin ve Japonya’da menopoz şikâyetleri yok denecek kadar azdır. Hatta Japonca’da ‘sıcak basması’ teriminin karşılığı dahi bulunmaz. Burada ırksal ve toplumsal özelliklerin yanında, beslenme en önemli faktör olarak görülmüştür. Yüksek miktarda soyafasulyesi tüketmek kadınları menopoz şikâyetlerine karşı koruyor.

Menopoz döneminde hormon salgılarının azalması, uzun dönemde kemik erimesine yol açar. Menopoz sonrası yaklaşık olarak her dört kadından birinde kemik erimesi görülür. Kemik erimeleri, kemik kırıkları ve buna bağlı komplikasyonlara yol açar. Menopoz sonrası, kadınların kemik erimesine karşı korunmaları gerekir.Menopoz sonrası sıcak basması şikâyetleri ve kemik erimesini engelleyebilmek için uygulanan en yaygın tedavi, hormon tedavisidir. Hormon tedavilerinde, menopoz sonrasında kadının vücudunda eksilen östrojen ve progesteron hormonları ilaç olarak verilir. Böylece menopoz şikâyetleri ve kemik erimesi engellenmeye çalışılır.Hormon tedavisinin önemli yararları olabilir. Ancak, bu yararları sağlarken, bir yandan da çok önemli birtakım yan etkilere sebep oluyor. Özellikle kanser riskini artırdığı gösterildi.

En çok meme kanserini tetikliyor.Hormon tedavileri sadece kanser riskini artırmıyor. Ayrıca kanın pıhtılaşmasını artırarak damar tıkanıklıklarına sebep oluyor, safra taşı riskini artırıyor, depresyona sebep olabiliyor, karaciğer problemlerine sebep olabiliyor, rahimde miyomları artırabiliyor, vücutta su tutarak ödem oluşturuyor ve daha pek çok yan etkiye sahip.Tıp biliminin ilk prensibi, ‘önce zarar verme’ şeklinde ifade edilir (Primum nihil nocere). Herhangi bir tedaviyi seçerken, hastanız için en az yan etki yaratacak, en az zarar verecek tedaviyi seçeceksiniz.Bu kuralı her zaman doktorluk mesleğinde ilk kural olarak benimsedim. Bu sebeple, menopoz şikâyetleri için hormon tedavileri kullanılmasına karşı çıkıyorum. Bu kadar fazla yan etkiye sebep olan bir tedaviyi hastaya uygulamak konusunda ısrarcı olmak benim doktorluk anlayışıma sığmıyor.Hormon tedavileri yerine bugün dünyada uygulanan önemli bitkisel tedaviler var.

Black cohosh (Cimicifuga racemosa/Karayılanotu) olarak adlandırılan bitki, dünyada menopoz şikâyetlerini tedavi etmek için yaygın olarak kullanılıyor ve oldukça başarılı. Aynı şekilde, soyafasulyesinden elde edilen izoflavon bileşikleri, meyan kökü ve hayıtotu da olumlu sonuçlar veriyor. Bu bitkilerden faydalanmak için doktorunuza başvurabilirsiniz.Bunlar dışında kendi kendinize alabileceğiniz birtakım önlemler var.Beslenmenizde ketentohumu bulundurmak sizi rahatlatacaktır. Ketentohu- mu bitkisel östrojenler ve Omega-3 içerir. Sizi menopoz şikâyetlerinden korur.Her gün bir avuç dolusu kuru erik yiyen kadınlarda kemik erimesi riskinin daha düşük olduğu gösterildi.

Kemik erimesinden korunmak için kuru erik tüketebilirsiniz.Kalsiyum ve magnezyum almak menopoz döneminde çok önemli, kalsiyum kaynağı olarak yeşil yapraklı sebzeleri tercih etmenizi öneriyorum. Dereotu, aynı miktardaki sütün iki katı kadar kalsiyum içeriyor.Soyafasulyesi bitkisel östrojenler içerdiği için menopoz şikâyetleri ve kemik erimesinden koruyor. GDO’suz soya bulabilirseniz, her gün birkaç yemek kaşığı tüketmenizi öneririm.Her gün en az 30 dakika yürüyüş yapmanızı öneriyorum. Menopoz sonrasında metabolizma yavaşlar ve kas dokusu zayıflar. Egzersiz sizi sağlıklı kılacaktır. Yürüyüşünüzü açık havada yapmanızı ve güneş ışınlarından faydalanmanızı tavsiye ediyorum. Güneş ışığı D vitamini yapımını artırır ve sizi kemik erimesine karşı korur.Kahve, alkol ve sigara, kalsiyum kaybına neden olurlar uzak durunuz.

Kemik erimesini engelleyici diyet
Şunları her gün mutlaka tüketiniz:
• 1 kâse haşlanmış soyafasulyesi (organik ve GDOsuz, bulabilirseniz)
• 8-10 adet siyah kuru erik (mürdüm eriği)
Aşağıdaki besin gruplarından her gün 4 porsiyon tüketiniz:
• 1 su bardağı süt (kaymaksız)
• 1 kâse ev yoğurdu (kaymaksız yerinden)
• 4 parmak büyüklüğünde peynir (az yağlı)
• 1 yemek kaşığı, taze öğütülmüş ketentohumu
• Yarım demet dereotu
• Yarım demet maydanoz
• Yarım demet roka
• Yarım demet pazı, ıspanak veya karalahana
• Yarım demet semizotu
• Yarım demet çiğ brokoli (rondoda parçalayabilirsiniz)

SORU: “52 yaşındayım. İdrar ile ilgili sıkıntılarım olunca, bir üroloji uzmanına muayeneye gittim. Doktorum, Prostat bezimde bir büyüme olduğunu söyledi. Yapılan tahliller sonucu bunun iyi huylu bir prostat büyümesi olduğu ortaya çıktı. Bu durum prostat kanserine yol açar mı? Doktorum prostat büyümesi için bir ilaç verdi, ama ben doğal yöntemlerle ne yapabilirim?”

CEVAP: İyi huylu prostat büyümeleri 50 yaş üstü erkeklerde sık görülen bir sağlık sorunu. Prostat, mesanenin altında bulunan, idrar yolunu bilezik gibi çevreleyen bir salgı bezidir. Büyümeleri idrar yoluna baskı yaptığı için hastalarda idrar sıkıntılarına yol açar. Özellikle geceleri sık idrara çıkma ve idrar yapma güçlüğü yaratabilir.Öncelikle sizi rahatlatayım; iyi huylu prostat büyümeleri, prostat kanseri anlamına gelmez. Çok nadir hastada ilerleyen evrelerde prostat kanseri görülebilir. Bu riski ortadan kaldırmak için senede bir kere doktorunuza kontrole gitmenizi ve PSA seviyelerinize baktırmanızı tavsiye ediyorum.Domatesin içinde bulunan ‘likopen maddesinin prostat kanserine karşı koruyucu olduğu gösterildi.

Yeterli likopen alabilmek için mevsiminde bol bol domates yiyin. Kış sezonu için domates konserveleri hazırlayın. Doğal domateslerden hazırlanmış ev salçası likopen deposudur, çok az miktarda kristalkaya tuzu ile yapılmış olması kaydıyla bol salça tüketin. Kabakçekirdeği prostat büyümelerine karşı etkili. Fakat aynı zamanda çok yüksek kalori içerir. Kilo almamak için kabak çekirdeğini kontrollü tüketin.Sawpalmetto bitkisi iyi huylu prostat büyümelerine bağlı belirtileri azaltıyor ve prostat sağlığını koruyor. Kullanmanızda fayda var.Sizde prostat büyümesi zaten başlamış olduğu için bu beslenme önerileri yanında, likopen ve sawpalmetto içeren takviyeleri kullanmanızı tavsiye ediyorum. Bu takviyeleri mutlaka doktor kontrolünde kullanın ve prostat muayenesi için doktor kontrollerinizi lütfen aksatmayın. Şifalar diliyorum.

SORU: “56 yaşındayım. 4 sene önce ‘romatoid artrit’ hastalığına yakalandım. Doktorlarım kortizon ve ağrı kesici ilaçlara başladılar. Bu ilaçların pek çok yan etkisi olduğunu biliyorum. Kullanmak istemiyorum, fakat ilaç almadığım zaman ağrılar beni perişan ediyor. Doğal yöntemler kullanarak ne yapabilirim? Bu hastalıktan kurtulma şansım var mı? Nasıl beslenmeliyim?”

CEVAP: Romatoid artrit ya da genel tabiriyle iltihaplı romatizma, son yıllarda artış gösteren bir hastalık. Toplumda yaygın bir şekilde görülüyor.Romatizmal hastalıklar, otoimmün hastalıklar sınıfına girer. Yani hastalığın sebebi bağışıklık sisteminin aşırı ve yanlış çalışmasıdır. Bu hastalarda, bağışıklık sistemi vücudun dokularını yabancı doku olarak algılar ve vücut dokuları ile savaşmak için antikorlar üretir. Romatoid artritte bağışıklık sistemi sürekli olarak eklemlere saldırmaya devam eder. Bu saldırı sonucunda eklemlerde iltihabi reaksiyon (enflamasyon) ve harabiyet meydana gelir.Romatizmal hastalıkları kontrol altında tutmak için kullanılan ilaçların tamamı ciddi yan etkilere sahiptir. Gerek kortizon, gerekse bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar ciddi yan etkilere sebep olurlar. Ağrı kesici ilaçlar ise hiç de masum değildir; karaciğer harabiyeti, kanama bozuklukları ve mide yan etkilerinin dışında, ağrı kesicilerin sürekli kullanılmasının romatizmal iltihabı artırdığı gösterildi.Yani siz romatizmal ağrılarınız için sürekli olarak ağrı kesici alıyorsunuz, ilaç ağrınızı kesiyor, fakat sürekli kullanımda bir süre sonra romatizmal iltihabı daha çok artırıyor.

Romatizmal iltihap arttığı için daha çok ağrınız oluyor, daha çok ağrı kesici alıyorsunuz ve iltihap daha çok artıyor! Tamamen bir kısır döngünün içine giriyorsunuz. Ne ağrı kesicileri bırakabiliyorsunuz, ne de hastalığınız iyileşiyor. Ağrı kesicilere bağımlı, ağrılarla dolu bir hayat yaşıyorsunuz.Öncelikle romatizmal hastalıklardan sıkıntı yaşayan herkesi uyarıyorum, ağrı kesici ilaçları kullanmayı bırakın! Ağrı kesici ilaçlar hastalığınızı daha çok artırıyor. Peki, başka ne yapılabilir?Beslenme, romatizmal hastalıklarda çok önemli. Patlıcan, domates, patates ve biber gibi sebzelerin tümü aynı bitki ailesine mensuptur (Solanaceae ailesi). Bu grupta bulunan sebzelerin tüketilmesinin romatizmal iltihabı (inflamasyonu) artırdığı gösterildi.

Romatizmal hastalığı olanlar domates, patlıcan, biber ve patatesten uzak durmalılar.Gereğinden fazla beslenmek romatizmal şikâyetleri artırıyor. Romatizmal hastalığınız varsa, her zaman sofradan tam doymadan kalkmalısınız. Besin kısıtlaması sadece romatizmal şikâyetleri azaltmıyor, aynı zamanda ömrü de uzatıyor. Az besin tüketenlerin daha uzun yaşadıkları ispatlandı.Romatizmal hastalıklar alevlenmeler ve sönmelerle ilerler. Hastalar bazı dönemlerde çok rahat ve ağrısız dönemler geçirirken, belli dönemlerde ise hastalıkları alevlenir, çok şiddetli ağrılar yaşarlar.Romatizmanızın alevlendiği dönemlerde, bu kitabın 8. bölümünde bahsettiğimiz Zayıflama diyetini ve çayını yapmanızı tavsiye ediyorum. Tabii bu diyeti yaparken yukarıda bahsettiğimiz domates, patlıcan, biber ve bu gruptan olan sebzelerden uzak durmalısınız.Beslenmenizde özellikle kereviz, rezene, maydanoz, tam tahıllar ve keten tohumu olmasına özen gösterin.

Bu besinleri bol bol tüketmek hastalığınıza karşı savaşma gücünüzü artıracaktır. Zerdeçal kökünün romatizmal iltihap üzerinde iyileştirici (antienflamatuar) etkisi olduğu ispatlandı. Her gün baharat olarak zerdeçal kullanmanızı tavsiye ediyorum.Isırgan tıpkı zerdeçal gibi romatizmal hastalıklarda son derece etkili bir bitki. Isırganın yemeklerini ve salatalarını bol bol yemenizi tavsiye ediyorum. Taze ısırganı yakı olarak haricen de kullanabilirsiniz, çok faydasını göreceksiniz.Romatizmal hastalıklarda ozonterapi’ son derece başarılı tedaviler yapmamızı sağlıyor. Üstelik herhangi bir yan etki yaratmadan faydalı etkilerini görüyoruz. Hastalığınız için ozonterapi uygulayan bir hekime danışmanızı tavsiye ediyorum.

Spirulina bir su yosunu. Bağışıklık sistemini dengeleyici ve vücutta biriken zehirlerin yok edilmesini sağlayıcı (detoks) etkiye sahip. Romatizmal hastalıklarda tavsiye ediyorum. Tüm bu takviyeler için fıtoterapi uzmanı bir hekime danışmanızı tavsiye ediyorum. Ama aşağıda vereceğim yakı ve çay tarifini evde hazırlayıp kendiniz de uygulayabilirsiniz.Romatizmal hastalık, hastanın hayatı boyunca yanında dolaşan kötü huylu bir arkadaş gibidir. Onunla yaşamayı öğrenmeniz ve bütün hayatınızı ona göre planlamanız gerekir. Eğer hastalığınızı kabullenip yaşamınızı hastalığınıza göre planlamazsanız, sıkıntılarınız daha çok artar.Yaşamınız zorlu geçecek, ama yaşam sevincinizi kaybetmeyin ve her şeye rağmen mutlu olmaya gayret gösterin. Mutluluk ve huzur ağrılarınızı azaltır.

Romatizmal hastalıklar için ısırgan yakısı
Yarım demet kadar taze ısırgan yaprağını ağrılı ekleminizin üzerine koyun.Sakın ısırganları çıplak elle tutmayın, elinizi dağlar. Temiz bir tülbentle ısırganları çok sıkı olmayacak şekilde sarın. 15 dakika bu yakı ile bekleyin.Sürenin sonunda tülbendi açın, ağrılı bölgeyi temiz bir bezle silin. Her gün3 kere bu yakıyı uygulayabilirsiniz. Dikkat! Isırgan alerjisi olanlar ısırganyakısını uygulamamalıdır.

Romatizma için çay
•1 tatlı kaşığı ısırgan
• 1 tatlı kaşığı zencefil
• 1 çubuk meyankökü

Bitkiler 1 bardak suyla 2-3 dakika kadar kaynatılır. Süzülerek içilir.Günde 3-4 fincan içebilirsiniz.

SORU: “Kanser oldum. Etrafta çok fazla kanser olduğunu biliyordum, ama bir gün benim başıma da geleceğini hiç düşünmezdim. Sağlığıma çok dikkat ederim. Her sene muhakkak kontrollerimi yaptırır, doktoruma muayene olurum. Doktorum bu seneki rutin muayeneden sonra ultrason istedi. Aynı gün ultrason sonucu çıktı ve pankreasımda 2cm’lik bir tümör olduğunu öğrendim. Doktorum pankreas kanseri olduğumu söyledi. Sanki dünya başıma yıkıldı. Hiçbir şikâyetim yok. Ne ağrım var, ne kilo kaybım. Ama bir anda kanser teşhisi konuldu. Doktorlar ameliyat ve sonrasmda kemoterapi önerdiler. Etrafımda kanser olup kemoterapi alan pek çok arkadaşım oldu. Neler yaşadıklarını gördüm. Onların yaşadıklarını yaşamak istemiyorum. Bu yüzden kemoterapiyi reddettim. Fakat kanseri de yenmek istiyorum. Henüz 58 yaşındayım ve çocuklarımla beraber daha uzun süre yaşamak istiyorum. Hayatta yapmak istediklerim bitmedi. Bu hastahğı yenmem gerek. Kanseri yenmek için ne yapabilirim?”

CEVAP: Öncelikle yaşam sevinciniz ve azminiz için sizi kutluyorum. Siz zaten böyle kararlı davranarak tedavinin yarısını hallettiniz, kanseri yenmeye başladınız. Kanseri yenmek için yapılacak ilk şey, hastanın dik durması ve kanseri yenmeye kararlı olarak hayata dört elle sarılmaya devam etmesidir.Kanser çağımızın vebası, fakat bana göre kanserden daha büyük bir problem var. O da kanserde uygulanan tedaviler. Artık kanseri tedavi etmek üzere uygulanan kemoterapilerin bilimsel anlamda sorgulanmalarının vakti geldi de geçiyor.Kitabın önceki sayfalarında yazdım, tekrar yazayım. Tıp biliminin ilk prensibi, ‘önce zarar verme şeklinde ifade edilir (Primum nihil nocere). Biz doktorlara tıp fakültesinde hocalarımızın öğrettiği ilk kural budur. Herhangi bir tedaviyi seçerken hastanız için en az yan etki yaratacak, en az zarar verecek tedaviyi seçeceksiniz. Hastanızda zarara yol açacak toksik tedavilerden kaçınacaksınız. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir doktorun ilk prensibi hiçbir zaman hastasına zarar vermemek olmalıdır.

Bu kuralı her zaman doktorluk mesleğinde ilk kuralım olarak benimsedim. Benim için tedavi sanatının vazgeçilmez kuralı hastaya zarar vermemek için çaba harcamaktır.Bu sebeple, kanser hastalarına kemoterapi uygulanmasına karşı çıkıyorum. Bu kadar fazla yan etki yaratan bir tedaviyi hastaya uygulamak konusunda ısrarcı olmak, benim doktorluk anlayışıma sığmıyor. Yaşadığımız her gün vücudumuzda kanser hücreleri meydana gelir. Bu hücrelerin meydana gelmesi, bizi her gün kanser hastası yapmaz. Bağışıklık sistemi, oluşan bu kanser hücrelerini yakalar ve yok eder. Yani kanserden korunmada ve kanser tedavisinde en önemli nokta, bağışıklık sistemini desteklemek ve düzenli çalışmasını sağlamaktır.Peki, kemoterapi ne yapıyor? Bağışıklık sistemini çökertiyor! Kemoterapi alan hastada bağışıklık sistemi diye bir şey kalmıyor, hasta her türlü hastalığa açık hale geliyor, hatta sık sık enfeksiyonlara yakalanıyor ve bu enfeksiyonlar kimi zaman hastanın ölmesine sebep oluyor. Kanserde en önemli savunma mekanizması bağışıklık sistemiyse, bizim kanseri tedavi etmek amacıyla kemoterapi uygulayıp bağışıklık sistemini çökertmemiz yanlış değil mi?

Size ‘kanser teşhisi’ konulmuş olması, sizin ‘kanser hastası’ olduğunuz anlamına gelmez.
Hastalık nedir? Hasta olduğunuz zaman ne olur? Hangi hastalığa yakalanırsanız yakalanın, birtakım ortak hastalık belirtileri vardır. Ağrınız olabilir, ateşiniz olabilir, sarılık gelişebilir, kilo kaybedebilirsiniz, mideniz bulanabilir, kusabilirsiniz, ishal ya da kabız olabilirsiniz ve bunlar gibi birtakım belirtiler gelişir.Sizde bu belirtilerin hiçbirinin olmadığını yazmışsınız. Yani hiçbir hastalık belirtiniz yok, ama pankreasınızda bir kitle var. Bu sizin hasta olduğunuzu mu gösterir? Hayır, siz şu anda kanser hastası değilsiniz.

Sadece sizin pankreasınızda bir kitle olduğu teşhisi konulmuş. Henüz bu kitle sizde bir hastalık yapmamış. İleride tabii ki hastalık yapabilir, ama şu anda bir hastalık gelişmemiş.Peki, bu ‘henüz’ gelişmemiş hastalık için size ne öneriliyor? Bağışıklık sisteminizi mahvedecek tedaviler. Eğer bu tedavileri kabul edip kemoterapi alırsanız, sizde şu yan etkiler gelişecek; kilo kaybedeceksiniz, saçınız dökülecek, mideniz bulanacak, kusacaksınız, bağışıklık sisteminiz baskılanacak ve tüm hastalıklara açık hale geleceksiniz. Yani, hasta olacaksınız. Sizi hasta eden bir tedavi!Kemoterapinin bu yan etkileri kemoterapi uygulanan tüm hastalarda meydana geliyor. Sadece hastaların bir bölümünde değil, hepsinde!

Bir tedavi uygulandığında, bütün hastalarda bu şiddetli belirtiler meydana geliyorsa, bu belirtiler ‘yan etki’ olarak adlandırılabilir mi? Hayır, bu etkiler yan etki değil, kemoterapinin ‘yan’ olmayan direkt etkileridir.

Bu satırlara gelecek olan itirazları duyar gibiyim, “Kemoterapi kanserli hücreleri öldürüyor. Hastaları kanserden kurtarıyor” diyecekler.Kemoterapi, kanserli hücreleri nasıl öldürüyor? ‘Toksik’ etki yaparak. Yani Türkçesi, hücreleri zehirleyerek yok ediyor. Kemoterapi, ‘sitotoksik’ (hücre öldürücü) tedavidir. Peki, kemoterapi sadece kanserli hücreleri mi öldürüyor? Hayır, kemoterapi sadece kanserli hücrelere saldırmıyor, vücuttaki tüm hücrelere saldırıyor. Kanserli hücrelerin yanında sağlıklı hücreleri de öldürüyor. Bu yüzden bağışıklık sistemini mahvediyor, kilo kaybına sebep oluyor, sizi hasta ediyor.

Hastalığı tedavi etmek için verdiğiniz bir ilaç sağlıklı hücreleri de yok ediyorsa ve bu etkiyi verilen her hastada meydana getiriyorsa, bu ilacın sağlığa faydalı bir ilaç olduğundan bahsedilebilir mi?

Gelelim kemoterapinin kanser tedavisindeki etkinliğine. Her kanseri kendi içinde değerlendirmek gerekir, tek tip bir kanserden bahsetmek mümkün değil. Hepsinde ayrı tedavi oranları ve ortalama yaşam süreleri mevcut. Ama ben sizin hastalığınızdan örnek vereyim.

Kemoterapi ve cerrahinin, pankreas kanserindeki 5 yıllık hayatta kalma şansını artırdığına dair hiçbir tıbbi kanıt yok!

Hastanın hayatta kalma şansını artırmayan ve bu kadar fazla yan etki yaratan bir tedavi neden uygulanıyor, bana bunu izah edebilecek kimse var mı?İzahı aslında son derece açık: Kanser tedavisi, ilaç endüstrisinde en hızlı büyüyen pazar! Sadece 2006 yılında dünyada 37 milyar dolarlık kanser ilacı satıldı. Bu rakam her sene katlanarak büyüyor.

Dünyada kanser tedavisi üzerine sürdürülen çabşmalarm çoğunluğu kanser ilacı üreten Uaç firmaları tarafından finanse ediliyor.

İlaç firmalarının tıbbi araştırmaları finanse etmeleri engellenmediği sürece, insanlar bu sıkıntıyı yaşamaya devam edecek. Kanserin doğru şekilde tedavi edilebilmesi için bağımsız bilimsel araştırmalar yapılması gerekiyor. Dünyadaki bağımsız araştırmaların tümü, kemoterapi kullanmadan kanseri tedavi etmenin yollarını araştırıyor. Bu konuda epey yol alındı ve ilerlememiz gereken daha çok yolumuz var. Bitkilerle tedavi uzmanı olduğum için kliniğime pek çok kanser hastası başvuruyor. Hastalarıma her zaman aynı bilgileri veriyorum, hastalıkları için uygun tedavileri düzenliyorum ve tedavi seçenekleri konusunda onları özgür bırakıyorum. Hastalığının tedavisi konusunda farklı seçenekler sunulması ve bu seçeneklerden dilediğine karar verebilmesi, insanların en doğal hakkıdır. Biz doktorlara düşen görev, tedavilerin olumlu ve olumsuz yanlarını siz hastalarımıza izah etmektir. Tedavinizi seçmek sizin kararınız ve en doğal hakkınızdır.Kanser hastası olan her hasta için aşağıda yazacağım önerilerim geçerlidir.

Ancak bunlar tedavi yerine geçmez, kanser tedavisi yakın takip gerektiren önemli bir süreçtir, doktorunuzu seçiniz, ona güveniniz ve takibinden çıkmayınız. Tek başınıza veya doktor olmayan kişilerin tavsiyeleriyle bilimsel olmayan tedavilere başvurmayınız. Unutmayın, kanser son derece hızlı ilerleyen bir hastalıktır ve tedavi için vaktiniz son derece kısıtlıdır. Vaktinizi ispatlanmamış tedavilerle harcamayın.Tekrarlıyorum, kanseri yenmek için ilk şart, yaşam sevincinizi ve umudunuzu yitirmeden hayata dört elle sarılmanızdır. Sizde zaten bu azmi görüyorum, yazdığınız satırlar ne kadar umut dolu olduğunuzu ifade ediyor.Hastalığınız ile ilgili bir müjde vereyim. Dünyada pankreas kanserini tedavi edebilmek için pek çok araştırma yapılıyor. Bu çalışmalarda özellikle üzerinde durulan bitki, zerdeçal. Amerika’nın en önemli kanser merkezi olan MD Anderson Kanser Merkezinde, zerdeçal ile ilgili pek çok çalışma yayınlandı ve pankreas kanserinde tedavi edici etkisi olduğu gösterildi.

Baharat olarak bol bol zerdeçal tüketmenizi öneriyorum. Fakat zerdeçalın gıda olarak alındığında bağırsaklardan emilimi çok düşüktür, tedavi amaçlı olarak zerdeçal kullanmak için doktorunuza başvurmalısınız. Bağışıklık sisteminin kanser üzerindeki etkisinden bahsettim. Bağışıklık sisteminizi desteklemeniz hayati önem taşıyor. Bağışıklık sisteminizi desteklemek için propolis ve C vitamini tavsiye ediyorum. Arılar propolisi kovanlarını korumak için üretirler. Propolis, sadece arı kovanlarını korumuyor, sizin vücudunuzu da kansere karşı koruyor.Reishi ve shiitake mantarlarının kanserde etkili olduğu gösterildi. Hatta Japonya’da reishi içeren bir ürün, kanser tedavisinde kullanılmak üzere ruhsat aldı. Bu mantarları tedavinizde kullanabilmek için doktorunuza başvurun.Mutlaka doktor takibinde kalın. Beslenmenizin ve tedavinizin düzenlenmesi son derece önemli, kaybedecek vaktiniz yok. Şekeri hayatınızdan çıkarın.

Şeker zehirdir ve kanser hücrelerini besler. Bol sebze ve meyve tüketin. Ama mevsiminde ve organik tarım ürünü olmalarına dikkat edin.Her gün açık havada yürüyüş yapın. Hem kaslarınızı canlı tutar, hem de sizi hayata bağlar. Sevdiğiniz insanlarla beraber olun. Sevmediğiniz ve sizi mutsuz eden insanlardan uzak durun. Hayatınızı daha neşeli ve daha huzurlu hale getirin. Taşıdığınız yüklerden kurtulun.Tüm günlerinizi gülerek ve eğlenerek geçirmeye gayret edin. Yalnız kalmayın. Sık sık sevdiklerinizle, ailenizle, arkadaşlarınızla buluşun, hep beraber yemek yiyin. Kalabalık sofralar iyileşmenize yardım edecektir.Size ailenizle beraber uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum. Eminim kanseri yeneceksiniz, şansınız hiç de az değil. Zaten azminiz ve yaşama arzunuz ile yolun yarısını geçtiniz bile.
En Çok Bu Yazılar Okunuyor
Sizin İçin En Son Bunları Yazdık
Yorumlar Konuya Yorum Yapın

Konu ile ilgili düşüncelerinizi paylaşın.

Hastalıklara

Karşı

Alınacak

Önlemler