Alışveriş Sepeti
Okuduğunuz makale ile ilgili aklınıza takılan sorular için uzman kadromuz hizmetinizde.

Sorunuzu sorun, uzman kadromuz sorunuzun cevabını hemen e-posta adresinize göndersin.
Uzmana Sor
Hastalığınız ile ilgili sormak istediğiniz soruyu tıbbi ve aromatik bitkiler uzmanlarımıza buradan sorabilirsiniz.

Sorduğunuz sorunun cevabını uzmanlarımız en kısa sürede size dönerek cevaplayacaktır.
Uzmana Sor
Tasavvuf ve İlkeleri
Tasavvuf ve İlkeleri
Hastalığınız İle İlgili Uzmanımıza Soru Sormak İçin Tıklayın

Tasavvuf ve İlkeleri

İlk kez sekizinci-dokuzuncu yüzyıllarda İran'da başlayan Tasavvuf akımı İran-Irak-Suriye üzerinden geçerek 13. Yüzyıl'da Anadolu 'da yayılmıştır. Tasavvuf''ta "insan-tanrı-evren" özdeşliğine özgü bir düşünce vardır. Buna göre, evrendeki varlıklar Tanrısal görünüşlerdir. İnsan da Tanrı'nın görüntüsünden bir parçadır. İnsan biri beden, öteki ruh olmak üzere iki özden oluşmuştur. Bedeni oluşturan toprak, yel, ateş ve su olmak üzere dört. doğal öğedir. Daha ilerideki konularda göreceğimiz gibi bu öğeler Ayurveda ile aynıdır. Yalnız Ayurveda'da "yel" yerine "hava" ve "uzay" ifadeleri kullanılmıştır. Tasavvuf'a göre, bu dört doğal öğeyi birleştiren sevgi ayıran ise nefrettir. Sevgi ve derin bilgi, sistemin temelidir. Gövde dağılır, kurucu öğelerine ayrılır, bu nedenle ölümlüdür. Ruh, gövdeye konuk olarak geldiğinden Tanrısal kaynağına döner, bu nedenle ölümsüzdür. Gövdeye canlılık kazandıran ve düşünme-anlama-yargılama gücü veren ruhtur. Bir görünüş olan bu evrenin ötesinde, görülmeyen , gerçek evren vardır. Görünüş evreni de, bu gerçek evrenin bir yansıması ya da suretidir.

İleride Ayurveda ilkeleri bölümünde görülebileceği gibi Tasavvuf'un özü, Ayurveda'nın özü ile aynıdır. Bu durum, Tasavvuf'un Ayurveda'dan kaynaklandığının bir ispatıdır. çünkü Tasavvuf'un ilk kez yaklaşık olarak 1.000 yıl önce ortaya çıkmasına karşın, Ayurveda çok daha eskilere, yaklaşık 5.000 yıl öncesine dayanır. Bu, dünyanın en eski yaşam bilimi sisteminin,Tasavvuf akımının ortaya çıkmasında rolü olduğu izlenimini doğurmuştur. Bu eski sistem, binlerce yıl boyunca Hindistan'dan gelip, İran-Irak üzerinden Anadolu'ya yayılmış olabilir. Nitekim Tasavvuf'la ilgili kitaplarda, kaynağının Hindistan'dan gelmiş olabileceği üzerinde duruluyor ve Buddha'nın etkisinden söz ediliyor.

Tasavvuf ilkelerini şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Tasavvuf felsefesine göre, ayırım yapmadan bütün insanlar aynı değeri taşırlar. Çünkü insan Tanrı'nın görüntüsünden bir parçadır. Hatta Tanrı'dan bir parçadır. Bu yüzden insan, sürekli olarak gerçeği bilmek ve aslına kavuşmak özlemini duyar. Bütün insanlar aynı Tanrısal öze sahip olduklarından özdeş yapıdadırlar.

2. Tasavvufa göre akıl, gerçekleri kavramada yeterli değildir.Aklın gücünü aşan yüksek gerçekleri ancak gönül bilebilir ve görebilir. Bu yüzden aklı aşıp, gönüle yönelmek ve Tanrı'ya ulaşmak gerekir. Aklı aşıp, gönül alemine ulaşan insanın dünyasında; din,mezhep ve ulus ayırımları ile mevki ya da sınıf farklılıkları ve adaletsizlik yer almaz. çünkü gönül; anlayış ve kavrayış bölgesidir. Gönül, Tanrı'nın insana kendisini sezdirdiği ya da duyurduğu yerdir, bu nedenle de Tanrısal evdir. Bundan dolayı bir kimsenin gönlünü kırmak, bir Tarın evini yıkmak demektir. Gönülün kendine özgü bir dili vardır, bu dili de yalnızca gönülleri (kendini bulan kişiler) anlayabilirler. Yunus Emre gönül ile ilgili şöyle diyor:

"Bir kez gönül yıktın ise,

Bu kıldığın namaz değil,

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil".

3. İnsan, ruh ile bedenden kurulu bir bütündür. İnsanın ruhsal yanı aydınlık, bedensel yanı ise karanlıktır. Bu nedenle de bir savaş alanıdır. Ruhsal taraf kazanırsa mutluluk, bedensel taraf üstünlük sağlarsa mutsuzluklar başlar. Tasavvuf filozoflarına göre, bizim evrenimizde her şey kendi karşıtıyla belirlenir. Onun için, dünyada da, insanda da varlık ile yokluk, gerçek ile hayal, iyilik ile kötülük, güzellik ile çirkinlik, olgunluk ile hamlık birlikte bulunur. Yani her şey karşıtı ile beraber ve bir arada ortaya çıkar. Ama iyilik, güzellik ve olgunluk gibi nitelikler gerçektir.Çünkü bunlar Tanrı'nın nitelikleridir. Sonsuzdan gelip sonsuza giderler. Kötülük, çirkinlik, kabalık gibi nitelikler ise, geçicidir ve hayaldir. Gerçek niteliklerin belirmesi için geçici olarak oluşturulmuşlardır. Evrende, dünyada ve insanda kalıcı varlık nitelikleriyle, geçici yokluk nitelikleri birlikte bulunduklarına göre,insan kalıcı niteliklere sarılıp, geçici nitelikden arınmalıdır. Geçici niteliklerden arınmanın yolu da aklı aşarak, gönüle varmaktır. İnsan böylece Tan n 'ya ve gerçeğe ulaşır.

4. Tasavvuf yalnızca bir felsefe değil, tıpkı Ayurveda gibi aynı zamanda bir yaşam biçimi önerisidir. Kalıcı niteliklere sarılıp, geçici niteliklerden arınmaya çalışmak, ahlak kurallarını belirler. Burada Tasavvuf nasıl yaşanması gerektiğini belirtir. İnsan geçici niteliklerden arınmalı, bunun için de aklı, yani düşünceyi aşmalıdır. Tasavvuf şairlerinden Mevlana'nın Mesnevisi 'nde öğüt niteliğinde olan bölümler vardır. Burada belirtildiği gibi; dalkavukluk, ikiyüzlülük, yalancılık, çıkarcılık gibi özellikler evrensel kötülüklerdir. Yine Tasavvuf'un Anadolu'ya egemen olduğu dönemde yaşamış olan Yunus Emre, Risaletin Nushiyye adlı şiirinde ahlak anlayışını açıklamıştır. Burada belirtilen iyiliklerden bazıları şunlardır: Sabır, iyi huy, halka iyilik etmek, temiz yüreklilik, cömertlik, utanmak, dürüstlük. Kötülükler de şunlardır: Düzenbazlık, göstericilik, acelecilik, kibir, kıskançlık, iki yüzlülük, öfke, cimrilik, kin, dedikodu. Tasavvuf'un "iyi" ve "kötü" kavramı Ayurveda ile benzerlik gösterir. Her ikisinde. De insanın sağlık ve mutluluğunu arttıran her şey iyi, tersine; insana zararlı olan her şey kötüdür.

Tasavvuf'un oluşturduğu kurumlara "tarikat", tarikatın öğretildiği yerlere ise "tekke" denirdi. Her tarikatta insanlara, Tanrı 'ya ulaşmanın yollarını gösteren şeyhler vardı. Ancak bu tarikatların bazılarının maalesef Tasavvuf felsefesine uygun düşmeyen yanları da vardı. Tarikatların başlıcalar: Mevlevi Tarikatı, Bektaşi Tarikatı, Nakşa Tarikatı'dır. Bu tarikatların her birinin bazı sıkı kuralları olmasına karşın, genel olarak tüm tarikatlar Tasavvuf'tan kaynaklanırlar ve bu felsefenin çevresinde yer alırlar.

Bir örnek olarak Mevlevi Tarikatı'ndan söz etmek istiyorum.Mevlevilik, Tasavvuf şairlerinden Mevlana Celaleddin-ı Rumi (1207-1273)'nin yöntemlerinin uygulanmasıdır. Mevlevilik 'ini bir tarikat halini alması Mevlana'nın ölümünden sonra olmuştur.

Mevlana'nın oğlu Sultan Veled, Mevlana'nın yöntemlerini Mevlevilik adı altında topladı. Bu yöntemlere kendi buluşlarını da ilave etti. Böylece Mevlevilik Tarikatı kurulmuş oldu. Osmanlı İmparatorluğu 'nun birçok şehirlerinde kurulan Mevlevihane'lerde bu yöntemler öğretilmeye başlandı. Mevlevi törenleri halka açık olurdu. Bir saz heyeti eşliğinde yapılan törenlerde Mevlevi dervişleri gittikçe hızlanarak dönerlerdi. Her bir tören bir saatten fazla sürerdi. Törenler müzik eşliğinde yapıldığından Tasavvuf müziğinin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Bu müzik, Ayurveda'nın yöntemlerinden biri olan geleneksel müzik tedavisi (Gandharva- Ved) ile benzerlik gösterir. GarıdharvaVed 'in vücuttaki birçok dengesizlikleri düzelttiği gösterilmiştir.

Mevlana'nın etkisi 19. Yüzyıl'dan sonra hızla azalmaya başladı. Nihayet, 1925 yılında tüm Mevlevihaneler diğer tekkelerle birlikte kapatıldı. Halen yalnızca bu alanda çalışanların ilgisini çekmektedir. Ancak, son zamanlarda Avrupa ve Amerika'da bu konuyla ilgili araştırmalar önem kazanmıştır, Ülkemizde de Mevlana felsefesini kuşaktan kuşağa aktarmak için 1988'de "Çağdaş Aşıklar Topluluğu" kuruldu. Eski Mevlevihaneler müze haline getirilerek, açılmaya başlandı. Türkiye'de bugün Konya ve İstanbul'da bu şekilde müze haline getirilmiş eski Mevlevihaneler vardır. Buralarda zaman zaman halka açık sema gösterileri yapılmaktadır. Bunlardan Üsküdar Mevlevihanesi'nde son 9 yıldır haftanın üç günü çalışma yapılabiliyor. Bu Mevlevihane'nin üst katı da sema öğrenimi için tahsis edilmiş. İsteyen gidip izleyebiliyor. İlk kez yedi yıl önce Galata Mevlevihanesi'ndeki bir Şeb-i Arus Töreni 'nde olmak üzere, bayan Semazenler'in de sema etmeye başlamaları, bu milli dansımızın canlandırılması konusunda oldukça ümit vericidir. Dileğimiz bu yöntemlerin kısa zamanda ülke düzeyinde yaygınlaştırılarak, günümüz yaşamında uygulanabilir hale gelmesidir. Ancak, gittikçe hızlanan Sema Dansı'nı yapabilmek için sağlıklı olmak şarttır. Bu nedenle herkesin kolayca uygulayabileceği bir yöntem değildir. Ayrıca bu konuda bilimsel çalışmalara da ihtiyaç duyulmaktadır. Tıpkı T.M'de olduğu gibi, diğer yöntemlerin etkilerini de bilimsel olarak araştırmak zorundayız.

En Çok Bu Yazılar Okunuyor
Sizin İçin En Son Bunları Yazdık
Yorumlar Konuya Yorum Yapın

Konu ile ilgili düşüncelerinizi paylaşın.

Tasavvuf

ve

İlkeleri